Favoriler
Açılış sayfanız yapın

Bize Yazın



 Ozanlarımız
  • Aşık Süleyman
  • Hasret Gültekin
  • Aşık Feryadi
  • Aşık İsyani
  • Aşık Efgani
  • Aşık Suzani
  • Aşık Revani
  • Aşık Turabi
  • Aşık Figani
  • Aşık Sönmez
  • Klarnetçi Ali
  • Aşık Cemal

  • tüm Ozanlarımız--->
     Köşe Yazıları
     Modüller
    · Ana Sayfa
    · Anketler
    · Arşivler
    · Bağlantılar
    · Bilgileriniz
    · Downloads
    · Duyurular
    · Galeri
    · Günlük
    · Haber Ekle
    · Kadın Köşesi
    · Kampanyalar
    · Mesajlarınız
    · Sıkça Sorulan Sorular
    · Tavsiye et
    · Videolar
    · İletişim
    · İstatistikler
    · İstek Hattı
    · Üyelerin Listesi
    · Şiir Defteri
     Yeni Şiirler

    · KIRIK AYNA
    · SOR BENİ
    · GELME BİR DAHA
    · ANLADIM
    · ÇEK ÇEKEBİLİRSEN
    · GEL
    · ÖZLÜYORUM
    · AĞLARIM ÇARESİZ
    · YAĞMASIN DOLU
    · BEDDUUA
    · Gözlerim senin üstünde
    · GECE RÜYAMDA BEN DOSTU GÖRDÜM
    · YETER
    · GÜNAH BENDEMİ
    · YALAN DÜNYA
    · SEVERMİSİN
    · NASIL SABAH OLACAK
    ·
    · SEVİYORUM GEL DİYE YAZMIŞ
    · AĞLARIM ÇARESİZ

    Toplam 291 şiiri kayıtlı
     Sitede Kimler Var
    Hoşgeldin, Anonim
    (Üyelik Başvurusu)
    Üyelik:
    Son Üye: iskenderLacivert
    Bugün: 0
    Dün: 0
    Toplam: 481

    Şu An Bağlı:
    Ziyaretçi: 9
    Üye: 1
    Toplam: 10

    Şu An Bağlı:
    01: AliSolak
     Ziyaretçi Sayacı
    Pazartesi257
    Salı280
    Çarşamba230
    Perşembe237
    Cuma17
    Cumartesi246
    Pazar272
    Toplam:1072589
    En Çok:5044
     Son 10 Üye
     iskenderLacivert
    Tarih - Sep 01, 2010

     EdaSoguk
    Tarih - Aug 26, 2010

     cemkoc
    Tarih - Aug 29, 2010

     Cagdas-Eraslan
    Tarih - Aug 30, 2010

     mustafakaradeniz
    Tarih - Aug 23, 2010

     NevinKocakAkcay
    Tarih - Aug 23, 2010

     MehmetArdic
    Tarih - Aug 21, 2010

     RuhiEraslan
    Tarih - Aug 22, 2010

     volkanguler
    Tarih - Aug 14, 2010

     SamiEraslan
    Tarih - Aug 11, 2010

    Bir Söylencenin İzinde





    BİR SÖYLENCENİN İZİNDE - Fuat BOZKURT

    Üzerinde çok şey yazılmış, çok yorumlanmış bir kişidir Pir Sultan Abdal. Sanatın, gerçek anlamda değerin kalıcılığı, zaman çarkına karşı alabildiğince direnir. Belki de zaman çarkına koşut biçimde döner. Gerçek sanatı, zaman kesiti değil, bireyin algılama süreci olarak tanımlayabileceğimiz zamanın tümü değerlendirir.


    Pir Sultan Abdal budur işte. O, yaşadığı dönem ve ortamın dışına aşmış gerçek bir ozandır. O’nu asanlar, O’nun deyişlerini silememişlerdir. O’nu yargılayanları, tarih çoktan  süpürüp çöplüğe atmıştır, ama O kalıcı olmuştur. O yokluklar içinde kıvranırken, bir koyunun kuzusu için yazdığı sözcükler birey belleğinde  iz bırakmıştır. Ölüm buyruğunu verenler ise, konaklarında yüzlerce ayakçı ve koruma ile yaşamışlar ne yazık ki, yalnızca O’nun kin dizelerinde lanetle anılan adlar olarak kalmışlardır.


    Söylenceye dönüşen bir yaşam


    Pir Sultan Abdal’ın yaşamını dört başı bayındır olarak niteleyen Cemal Süreya, söylence sözcüğünün anlamını şöyle özetler :  “Olayların ya da  kişilerin, kitlenin ortaklaşa düşgücünde değiştirilip abartılması, yeni görüntüler kazanması.”  


    Bir yerde ütopya anlamını da taşır efsane sözcüğü. Kitlenin birtakım derin özlemleri vardır; kitle bir olayı, bir kişiyi, o özlemler çerçevesinde hayatın atomlarını indirir. Onu kendine özgü bir dışavurum biçimi haline getirircesine çarpıtır, düzeltir. Ama içinde o özlemin karşılığını taşımayan bir efsane değeri kazanamaz. Bunun için sözkonusu olayın ya da kişinin elverişli olması gerekir. Dikkat edersek, yurdumuzda efsaneleşme koşulları bu ana ögelerin bir araya gelmesi, ya da bunlardan birinin ilginç biçimde  başat olmasıyla tamamlanıyor. 


    Nelerdir bunlar ? Sanırım şunlardır : mazlumluk (ezilmişlik), haklılık, haklılığın kitlenin hak anlayışıyla birleşmesi, bir de gözüpeklilik. Efsaneleşmiş kişide, efsaneleşmiş olayda kimi zaman bu ögeler yan yana gelir. Kimi zaman sadece birinin çektiği derin çizgi, o olayı bir efsane, o kişiyi bir efsane kişisi haline getirir. Kısacası, efsane, halk duygusunun, bir ortaklaşa bilincin malıdır. (Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, Ada Yay. İstanbul 1976)

    Pir Sultan Abdal’ın  yaşam öyküsü, bütün bu ögeleri içerir. Olay üç önemli kişilik üzerinde kurulmuştur. Pir Sultan Abdal (mazlum),  Hızır Paşa (zalim) Pir Sultan Abdal’ın musahibi Ali Baba (dönek)  olarak bu söylencede yerlerini alırlar.  


    Günümüzde, Sivas topraklarında söylencenin canlı izlerini süreriz.  Yıldız Dağı sırtlarındaki taş yığınını andıran bir yer için “Pir Sultan’ın Ağılı” tanımlaması kullanılıyor. Banaz’ın ortasında eski bir tekke ayakta  kalmak için son direnişini verir gibi duruyor. Bakımsız küçük bir bahçe içinde yer alıyor. Yakın zamana dek, halkı kubbesi altında birleştirici işlevini sürdürmüş.  Söylendiğine göre, tekkedeki çok sayıda yazma kitap kısa süre önce yitmiş. Şimdi boş, loş ve nemli tekkede üç dört boş tabut durmakta. Tekkenin hemen başucunda bir kaya yer alıyor. Bu, bir tür “dilek kayası”. Kayanın altında mumlar yakılır, dilekler dilenir, adaklar adanır. Biraz ileride ise, köyün ortak pınarı ve yunağı bulunuyor. 


    Çok renkli giysiler içinde, Pir Sultan Abdal’ın bacıları pınar başında çalışıyorlar. Köyü boylu boyunca geçip, Pir Sultan Abdal yontusu görülüyor.


    Köyün içinde Pir Sultan Abdal’ın bir anısı daha var. Bu kocaman bir kaya. Kayanın ucunda üç parmak kalınlığında bir delik yer alıyor. Söylenceye göre, Pir Sultan Abdal, bu kayayı asasının ucuna takıp Horasan’dan getirmiştir. Önceleri köyün bir başka yerinde bulunan kaya, 1979 yılında şimdiki durduğu küçük bahçeye yerleştirilmiş. Bu küçük bahçe ise Pir Sultan Abdal’ın  bostan yeridir.


    1979 yılında yapılan  Pir Sultan Abdal heykeli Banaz’ın kuzeyindeki tepe üzerinde kondurulmuş. Köye yaklaşık yarım km. uzakta. Yontuda, Pir Sultan Abdal, bağlamasını iki eli ile başının üzerinde tutuyor. Yüzü ise Yıldız Dağına dönük.  Yontunun yer aldığı bu tepenin üzerinde  bir  düşek bulunuyor.


    Bir harman yeri büyüklüğündeki alan, Pir Sultan Abdal’ın oğullarından Seyit Ali Sultan’ın adını taşıyor. Seyit Ali’nin cem yapıp semah döndüğü yer olarak  biliniyor. Orada  bulunan  taş yığını, Seyit ali’nin ya oğullarından birinin mezarını simgeliyor. Pir sultan’ın mezarı Banaz’da değil.

    Akla yatkın bir anlatışa göre, Pir Sultan asıldıktan sonra Sivas’ın Kepçeli mezarlığına gömülmüştür. Kızılbaşlarca gizli gizli ziyaret edilen mezar, bir süre sonra yitip gitmiştir. Bu nedenle günümüzde Pir Sultan Abdal’ın mezarının yeri bilinmez.


    Hızır Paşanın Pir Sultan ile ilişkisi de söylenceye dayanır. Buna göre Hızır Paşa, Sivas’ın Hafik İlçesi Sofular köyünde doğar. Pir Sultan’ın adını duyup Banaz’a gelir. Pir’den  nasip alır. O’nun ilkin azapı (hizmetkarı) sonra mürüdi olur. Kapısında yedi yıl hizmet görür.


    Günlerden bir gün  Pir’e :  “Bana himmet et de bir makama geçeyim” der.



    Pir Sultan  :“Hızır, sana himmet ederim, büyük bir adam olursun, sonunda gelip beni asarsın!” der



    Hızır, Pir Sultan’ın himmetiyle İstanbul’a gider. Orada ilerler. Paşa olur. Sivas’a da vali gelir. Yoksul halkı ezmeye, haram yemeye, namus gözetmemeye başlar.



    Sivas’ta bir Kara-Kadı, bir de Sarı-Kadı vardır. İkisi de haram yer. Bunun üzerine, Pir Sultan, köpeklerine Kara Kadı ve Sarı Kadı adlarını verir. Bunu duyan kadılar, Pir Sultanı Sivas’a getirtip sorguya çekerler.



    Pir Sultan :

    “Evet, benim köpeklerim sizden iyidir. Siz haram
    yersiniz, benim itlerim haram yemez.”  der.
    “Nerden biliyorsun ?” diye sorarlar.
    “İsterseniz deneyelim” diye karşılık verir.



    Şehrin hacıları, hocaları toplanır. Gizlice bir kap haram, bir kap da helal yemek hazırlatırlar. Kadılar oturup haram yemeği yerler. Bu kez köpekler getirilir. Köpekler, yemekleri kokladıktan sonra, haram yemeği bırakırlar, helal yemeği yerler. Bunu gözleriyle gören hacılar, hocalar :


    “İyi köpek kötü kadıdan üstündür” derler.


     Bunun üzerine  Pir Sultan kadıları yeren bir deyiş söyler. Bu sırada Hızır Paşa’nın buyruğu üzerine, kocabaşlı Kör Müftü, “Şah” kelimesinin anılmasını yasaklayan, anaların ise  dillerinin kesilip öldürüleceğini bildiren bir “fetva” verir. Pir Sultan  Abdal, bu fetvayı dinlemez. Nereye gitse “ela gözlü”  şahını över. O’nun yolunda ölümü  göze aldığını bildirir. Bunu duyan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı Sivas’a çağırır.


    Hızır Paşa eski Pirine ilkin saygı gösterir. O’na  güzel yemekler hazırlatır. Pir Sultan bu yemekleri yemez.Hızır Paşa nedenini sorunca Pir Sultan:



    “Sen yoldan çıktın, haram yedin, yetimlerin ahını aldın, bu haram yemekleri ben değil, köpeklerim bile yemez.”  der.


     Pencereden seslenip Banaz’daki  köpeklerini çağırır. Yemekleri  köpekler de yemez. Buna  kızan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı Sivas’ın Toprak Kalesine atar. Ne de olsa eski Pir’i olduğu için kıymak istemez. Bir süre sonra Pir Sultan’ı huzuruna çağırtır. İçinden “ŞAH” adı geçmeyen üç deyiş söylerse, bağışlayacağını  söyler.


     Pir Sultan Abdal söylediği üç deyişte de, baştan sona  Şah’ı anar. Hızır Paşa büsbütün öfkelenir. Şeyhin asılmasını ister. Sivas’ta  Keçibulan denen yerde darağacı kurulur. Pir Sultan asılmağa giderken, çoluk çocuğunun yas tutmamasını dileyen bir deyiş söyler.

    “Ali Baba eğer söze uyarsa
    Emir Hudadandır Beyler kıyarsa
    Ala gözlü yavrularım duyarsa
    Alın çözüp kara bağlamasınlar.”


    Hızır Paşa bir buyruk daha verir. Pir Sultan asılırken halkın Pir’i taşlamasını ister. Taşlamayanların ise öldürüleceğini bildirir. Pir Sultan Abdal’ın  müsahibi Ali Baba buyruğa uymak zorunda kalır. Ancak taş atmaya  kıyamaz ve aldığı bir gülü atar. Pir Sultan atılan taşlardan  çok bu gülün kendisini yaraladığını bildiren son deyişini o zaman söyler. Pir Sultan Abdal idam edilir.



    Ertesi sabah kahvede toplanan halk Pir sultan’ın idam edilişini konuşmaya başlar. İçlerinden biri :


    “Hızır Paşa bu gece Pir Sultan’ı astırdı” der. Bir başkası :


    “Olamaz, ben O’nu bu sabah Koçhisar yolunda, Seyfebeli’nde  gördüm” der. Bir üçüncüsü :


    “Ben Malatya yolunda, Kardeşler  gediğinde gördüm” diye karşı çıkar. Bir dördüncüsü :


    “Yeni-Han yolunda, Şahna geçidinde”  gördüğünü söyler.  Beşinci bir kişi :


    “Tavra Boğazında” karşılaştığını bildirir.


    Topluca, darağacının bulunduğu yere giderler. Bakarlar ki, darağacında Pir Sultan’ın hırkası asılı duruyor, kendisi yok. Darağacından inip yola düşen Pir Sultan’ın  peşine askerler düşer. O’nu yakalamak isterler. O sırada Kızılırmak Köprüsünün öte başına geçen Pir Sultan :


    “Eğil Köprü”  der. Köprü eğilir ve suya batar. Irmağın beri tarafında kalan askerler bir şey yapamadan geri dönerler.


    Pir Sultan Abdal, doğruca Horasan’a gider. Şah’ın huzuruna çıkıp iki deme söyler. Oradan Erdebil’e gider ve orada ölür. Orada gömülür. “



    Pir Sultan söylencesinde birkaç veriyi şöyle özetleyelim. Pir Sultan’ın ocağında  büyüyen Hızır Paşa, yediği yemeği inkar eden bir  haindir. Pir Sultan eski öğrencisinin yanlışlarını onaylamamıştır.


    Yolkardeşi Ali Baba ile bu direnişe girmiştir. Ali Baba ölüm korkusu karşısında döneklik yapmıştır ve  Pir Sultan asılmıştır.


    Pir Sultan’ın kimi şiirlerinde bir ayaklanma hazırlığı içersinde olduğunu göstermektedir.


    “Yetmiş üç er idik girdik bu yola

      Yalbırdaki kılıçlar hep aldık ele

      Mevlam Kur’an nasip olsa bir kula

      Kudretten okunur onun yasini”


    Toplu  bir ayaklanma yaşanır. Yetmişüç kişilik kalabalık arasında Pir Sultan aranır. Pir Sultan bu evrede Ali Babadan yardım ister. Ne var ki, korkudan Ali Baba yardım etmez.Bunun üzerine Pir Sultan Abdal :


    “Hani benim ile lokma  yiyenler

    Canı başı dost yoluna koyanlar

    Sen ölmeden  ben ölürüm diyenler

    Dostlarım geriye kaçtı bulunmaz.”    


    dizelerini okur.

    Müsahibi Ali Baba taş yerine bir gül atar, oysa bu gül  atılan taşlardan daha çok yaralar Pir Sultan’ı :


    “Şu kanlı zalimin ettiği işler
    Garip bülbül gib zareler beni
    Yağmur gibi taşlar yağar başıma
    Dostun bir gülü yareler beni.” 


    Söylenceyle tarihin örtüştüğü noktalar bizi bir insana götürür. Bu insan, tüm sesi ile Anadolu insanının duygularını ve düşüncelerini yansıtır. Cemal Süreya, ün ile söylenceyi şöyle karşılaştırır :


    “Ün, türlü koşullar içinde koşuyu kazanan bir attır. Efsane, koşuyu kaybetse de, “kaybettikten sonra da” koşuyu sürdüren bir at. Zapata’nın atı gibi. Vurulduktan sonra da uçan bir kuş. Halk onu alır, can kafesinin içine sokar, orda besleyip durur can yongasıyla. Budur efsane. Efsanemiz ise başkalarının yazgısında


    Fuat BOZKURT


    Kaynak : Bu  makale “Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal “ adlı kitaptan alınmıştır








    Copyright © Sivas - Kangal - Mamas Tüm hakları saklıdır.

    Yayınlanma:: 2007-11-04 (915 okuma)

    [ Geri Dön ]




    Mamaş Köyü © 2005 hazırlayan Erdem Eraslan


    Sayfa Üretimi: 0.52 Saniye