Biz böyle değildik ebette.
Üretim siyasetin gerisine düştü düşeli,
konuşanlar, üretenlerin geleceğini belirliyor.
Ve bu egemenliklerini sürdürebilmek için,
ayrılıklar sürekli körükleniyor.
“Biz ve onlar” üzerine kurulu söylemler,
giderek daha fazla alkış alıyor.
Herkes kendisine “demokrat bir düşman” belirleyip,
dinlemeden, tanımaya ve anlamaya çalışmadan,
saldırıyor da saldırıyor.
Ermeni vatandaşlarımızdan
bir hanımefendi ile
sohbet ederken
çocukluğumun önemli bir bölümünün
Malatya’da geçtiğini söyleyince,
“Ermenilerden tanıdığınız var mı” diye sordu.
O kadar kanıksamaya başlamışız ki bu ayrımları,
önce düşündüm “var mı” diye,
bulamadım.
Niye bulamadığımı
buldum ama:
“Bizim çocukluğumuzda
böyle bir yaklaşım yoktu ki...
Aynı sırada oturduğunuz arkadaşımızın
Ermeni mi ,Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi, Yahudi mi
olduğunu bilmezdik ki.
İsimleri kulağımıza farklı gelenleriyse
düşman değil,
“gayri Müslim” olarak,
tanımlar geçerdik.
Hem de hamaset ve yanlışlarla dolu öğretilen
tarihimize rağmen.
Malatya’dan ayrılıp,
önce Eskişehir, sonra Ankara’da
öğrenimime devam ederken ,
yani yaklaşık on yıl sonra
Malatya Olayları patlak verdiğinde,
Alevi ve Sünnilerin
bu kadar keskin çizgilerle ayrıldığını
dehşetle öğrenmiştim.
Çocuklukları ayını okul ve mahaller de geçen arkadaşlarım
birbirine düşman olmuştu.
Arkasından Maraş ve sonra Sivas katliamı.
“Neye” ve “niye” karşı olduklarını bilmeyen
bir sürü insan,
televizyon ve gazetelerde
siyasilere paralel olarak
kendine bir oyun sahası bulmanın mutluluğu içinde,
yazdıkça yazıyor,
ayırdıkça ayırıyoruz.
Ve bu ayrılıklar “kimlik sorunu yaşayan” bir halka
ilaç gibi geliyor;
Her görüş kendi yazarını, çizerini, şarkıcısını,
Gazetesi ve gazetecisini, öğrencisini
Öğretim üyesini,sendikasını …..kuruyor kendine.
Kafasından çok
koltuğa değdiği yeri önemseyince,
insan bırakamıyor kolay kolay
başkanlığı ya da üyeliği.
Ancak bütün bu kuruluşların ortak yanı,
ayakta kalmalarının tek şartı,
bir diğerinin varlığıydı.
Sloganların bilgi temelini oluşturduğu topluluklar,
doğal olarak,
birbirlerini dinlemezler.
Öyle de oldu
ve oluyor.
Bütün kavramlar birbirine karıştı.
Aynı amaca yönelik dernekler, birlikler bile
bölüne bölüne küçüldüler.
HERKES HERŞEYİ BİLİYOR
Hepimiz
işimizde başarılı olmak gibi
Hedefleri bıraktık.
Çünkü aynı ya da benzer işleri yapanlar,
birbirlerini sevmiyorlar,
dediklerine itibar etmiyorlar.
Hatta yalanlamaya, başarıları küçültmeye yönelik
davranışlar içindeyiz.
Dinle kitapla alakası olmayanlar dini konularda,
sporla alakası olmayanlar spor hakkında,
ne kadar kötü örnek varsa o kişiler “ETİK”üstüne,
eğitimin ne demek olduğundan habersizler
çocuklarımızın geleceği konusunda,
“yanaşık düzen eğitimi” bile şüpheli isimler savaş üzerine,
tanıdığı birkaç kişi ya da yalan yanlış öğrendiği iki tarihi olayla
Kürt kimliği uzmanı kesilen,
bu coğrafyaya da yaşananları
müsamerelerden gördüğü kadarıyla yorumlayıp,
Ermeni iddialarını çürütmeye soyunan pehlivanlar ÜLKESİNDEYİZ.
FARKINDAMISINIZ?
“KULAKTAN DOLMA” Cumhuriyet bekçileri ile
“KULAKTAN DOLMA” dini bilgisi ile
her gün ekranları dolduran “din simsarları”ndan
sıkıldım artık.
Siz sıkılmadınız mı?
“Dini simge” kabul edilen “türban”konusunun bile
o kadar suyu çıktı ki,
artık ne simgedir ne tehlike .
Magazin programlarına
malzeme olarak kalacaktır
o kadar.
Kimse kapılmasın kaygıya.
Kimin türbanı,nasıl bağlanmış,
türban takanların, ne kadarı samimi?
Kişiler üzerinden yapılan örneklemelerle
“dini” konuların tartışıldığı bir ülkede,
dejenerasyon ve kulaktan dolma düşmanlıklar dışında,
hiçbir yaşanmaz,
merak etmeyin.
“Ne zamana kadar?” diyorsanız,
duyduğuma göre,
üç vakte kadar insanımızın
daha kaliteli yaşama arzusu öğrenme isteğini artıracak
toplumun hafızası yerine gelecek.
Birbirimizin yaşam ve düşünce hakkına saygı duyacak,
kanun sayılarının yaşamımızı yönlendirmeyeceği,
vatan sevgisinin asılan bayrak
ve atılan sloganlarla değil,
ülke için ürettiklerimizle değerlendirileceği,
ve “herkesin haddini bileceği bir yer” olacakmışız.
Yooo bir şey bildiğimden değil,
SÖYLEYENLERİN YALANCISIYIM
YAKINDA UZMANI OLACAĞIM.